ENG
ISSN 2536-4898
E-ISSN 2536-4901
 
 
Cilt: 28 Sayı: 3 (2018)
 
Turk J Colorectal Dis : 28 (3)
Cilt: 28  Sayı: 3 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Giriş
Introduction

Sayfalar II - XIV

3.
İçindekiler
Contents

Sayfa XV

4.
Editöryal
Editorial

Sayfa XVI

DERLEMELER
5.
Laparoskopik ya da Robotik Rektal Kanser Cerrahisi: Şu Anda Hangi Noktadayız?
Laparoscopic or Robotic Rectal Cancer Surgery: Where are We Right Now?
Turgut Bora Cengiz, Emre Görgün
doi: 10.4274/tjcd.82584  Sayfalar 111 - 113
Rektal kanser cerrahisinde yaşanan değişimler minimal invaziv cerrahi ve kemoradyoterapinin yaygınlaşmasını destekler nitelikte gelişim göstermektedir. Laparoskopi her ne kadar rektum kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılsa da açık cerrahinin yerini alıp alamayacağı halen daha bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Robotik cerrahi ise bu noktada laparoskopinin bazı eksik noktalarını geliştirmeyi hedef alan bir metod olarak ortaya çıkmış ve günümüzde artık bilinen ve kullanılan bir teknik haline gelmiştir. Ancak laparoskopiye kıyasla artmış ekonomik yük ve daha uzun cerrahi süresi robotik cerrahinin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engeller olarak göze çarpmaktadır. Bu nedenle rektum kanseri tedavisinde minimal invaziv cerrahinin meziyetlerinden yararlanmak isteyen cerrahi dünyası halen daha robotik veya laparoskopik cerrahinin kullanımında bir mutabakata varamamıştır. Robotik cerrahinin yaygınlaşması şu an için öncelikle robotik cerrahi sektöründeki rekabete ve bu konuda artan bilgi birikimine, sonrasında ise yeni gelişen transanal cerrahi tekniklerine adaptasyonuna bağlıdır.
Paradigms in rectal cancer surgery have shifted toward minimally invasive techniques in conjunction with the use of chemoradiation. Although laparoscopy is widely used for rectal tumors, debate continues as to whether it is capable of replacing open surgery. Robotic surgery has become a well-known technique that addresses the restrictions of the rigid laparoscopic instruments, but it is also associated with higher costs and longer operative time. Therefore, as the surgical community strives to benefit from minimally invasive surgery, there is still no consensus regarding which method, laparoscopic or robotic, should be offered to the patients. The more widespread use of robotic systems in rectal cancer surgery primarily depends on competitive pricing and increased experience, along with the adaptation to transanal techniques.

ÖZGÜN ARAŞTIRMA YAZILARI
6.
Rektum Kanserinde Low Anterior Rezeksiyon Sonrası Gelişen Anastomoz Kaçağında Risk Faktörleri ve Diversiyon Stomanın Klinik Sonuçlara Etkisi
Risk Factors in Anastomotic Leaks After Low Anterior Resection for Rectal Cancer and the Effects of Diverting Stoma on Clinical Results
Ebubekir Gündeş, Durmuş Ali Çetin, Ulaş Aday, Hüseyin Çiyiltepe, Emre Bozdağ, Orhan Uzun, Kamuran Cumhur Değer, Mustafa Duman
doi: 10.4274/tjcd.57704  Sayfalar 114 - 120
Amaç: Bu çalışmanın amacı, rektum kanseri nedeniyle opere edilen hastaları anastomoz kaçağına (AK) yatkın hale getirebilecek risk faktörlerini tespit etmek ve diversiyon stomanın (DS), gelişen AK şiddetini azaltıp azaltmadığını incelemektir.
Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2010- Aralık 2016 tarihleri arasında rektum kanseri nedeniyle elektif küratif cerrahi uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. AK tanımı ve şiddeti, The International Study Group of Rectal Cancer( ISREC) tarafından belirlenen kriterler kullanılarak belirlendi. Klinik AK saptanan hastalarda klinik, cerrahi ve patolojik sonuçlarla ile ilişkili değişkenler arasındaki ilişkiler tek değişkenli ve çok değişkenli analizle incelendi. Subgrup analizde AK tespit edilen hastalar ise DS açılan ve açılmayan şeklinde iki gruba ayrılarak incelendi.
Bulgular: Low anterior rezeksiyon yapılan 110 hastanın 19’unda (% 17,2) AK meydana geldi. İlk cerrahi sırasında 63 (57,3%) hastaya DS açılırken (DS +) 47 (42,7%) hastaya ise DS açılmamıştır (DS -). Tek değişkenli analizde; erkek cinsiyet, koroner arter hastalığı (KAH), preoperatif kemoradyoterapi (KRT), preoperatif hemoglobin < 10 g/dl ve operasyon süresi (min) >300 olması AK ile anlamlı derecede ilişkiliydi. Bunun yanında DS’nın AK ilişkisi saptanmadı (p = 653; OR = 0,797; 95% CI = 0,295- 2,149). Çok değişkenli analizde, KAH (p = 0,024; OR = 4,201; 95% CI = 0,069- 0,824) ve preoperatif KRT (p = 0,030; OR = 3,66; 95% CI = 0,017- 1,804) bağımsız prognostik faktörler olarak belirlendi. AK saptanan hastalarda yapılan subgrup analizde ise; ortalama hastanede kalış süresi (p=0,049), Clavien-Dindo'ya göre morbidite skoru (p=0,028) ve anastomoz kaçağı şiddet derecesi (p=0,002) DS (-) grupta anlamlı derede yüksek saptandı. DS (-) grubundaki yedi hastaya (% 77,7) relaparotomi yaparken DS (+) hiçbir hastaya relaparatomi yapılmamıştır (p=0,001).
Sonuç: KAH ve preoperatif KRT, rektum kanseri cerrahisinden sonra artmış anastomoz kaçak riski ile ilişkilendirildi. Diversiyon ostomileri anastomoz kaçak oranlarını ve postoperatif mortaliteyi azaltmamakla ancak anastomoz kaçaklarının şiddetini azatlığı kanısındayız. Böylece kaçakların palyatif yöntemlerle tedavi edilmelerine olanak sağladığını ve acil reoperasyon ihtiyacını azalttığını düşünmekteyiz.
Aim: The aim of this study was to determine the risk factors which might render patients who underwent rectal cancer surgery prone to anastomotic leaks (AL) and to investigate whether diverting stoma (DS) alleviated the severity of AL.
Method: Patients who underwent elective curative surgery because of rectal cancer in our clinic between January 2010 and December 2016 were included in the study. The definition and grading of AL were ascertained by utilizing the criteria put forward by The International Study Group of Rectal Cancer (ISREC). The relationships among the variables related to clinical, surgical, and pathological results of patients observed to have clinical AL were investigated through univariate and multivariate analyses. Those patients observed to have AL were classified into two groups as those with and without DS opening within the framework of the subgroup analysis.
Results: Of 110 patients who underwent low anterior resection, AL was detected in 19 patients (17.2%). Sixty-three patients (57.3%) had DS during the first surgery [DS (+)], while 47 patients (42.7%) did not [DS (-)]. The results of the univariate analysis revealed significant associations between AL and male sex, chronic artery disease (CAD), preoperative chemoradiation (CRT), preoperative hemoglobin <10 g/dL, and operation time >300 (minute). There was no significant relationship between AL and DS [p=0.653; odds ratio (OR)=0.797; 95% confidence interval (CI)=0.295-2.149]. The results of the multivariate analysis, however, showed CAD (p=0.024; OR=4.201; 95% CI=0.069-0.824) and preoperative CRT (p=0.030; OR=3.66; 95% CI=0.017-1.804) as independent prognostic factors. In subgroup analysis of patients with AL, the DS (-) group had significantly longer mean hospital stay (p=0.049), higher Clavien-Dindo morbidity score (p=0.028), and more severe AL (p=0.002). Relaparotomy was performed in 7 patients (77.7%) in the DS (-) group but none of the patients in the DS (+) group (p=0.001).
Conclusion: CAD and preoperative CRT were seen to be related to the increased risk of anastomotic leaks after rectal cancer surgery. We believe that diversion ostomy procedures alleviate the severity of anastomotic leaks although they fail to decrease anastomotic leak and postoperative mortality rates. Moreover, we are of the opinion that they enable the palliative treatment of leaks in this way and lessen the need for emergency reoperations.

7.
Kombine Cerrahi Rezeksiyon ve Elektrokoterizasyon ile Ameliyat Edilmiş Perianal Kondiloma Aküminatum Hastalarının Sonuçlarının Değerlendirilmesi
Evaluation for Outcomes of Perianal Condyloma Accuminatum Patients treated with Surgical Resection and Electrocauterization
Enver Kunduz
doi: 10.4274/tjcd.03708  Sayfalar 121 - 124
Amaç: Kondiloma acuminatum (KA) sıklıkla cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Genital organlar ve perianal bölgede siğillerle karakterize hastalığın etkeni Human papillomavirus (HPV)’dür. Batılı ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda cinsel aktif popülasyonun %1’ni etkilediği bildirilmiştir. Hastanın veya hekimin uyguladığı topikal tedaviler, sıvı nitrojen ile uygulanan kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve cerrahi eksizyon, uygulanan tedavi modalitelerinden bazılarıdır. Tedavi modalitelerinin araştırıldığı çalışmalara bakıldığında sonuçları genelde başa baş olarak bulunsa da en önemli problem yüksek rekürrens oranlarıdır. KA tedavisinde eletrokoterizasyon, nüks oranı en düşük olan modalite olarak kabul görmektedir.
Yöntem: Ağustos 2014- Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul’da bulunan üniversite hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde KA tanısı ile cerrahi tedavi uygulanmış hastaların sonuçları geriye dönük olarak tarandı.
Bulgular: KA tanısı ile cerrahi eksizyon ve elektrokoterizasyon uygulanan hastaların %50’si (n: 10) kadındı. Hastaların ortalama yaşı 32,8 yıldı (19-52 yıl). Hastaların ortalama yakınma süreleri 7,6 aydı (2-48 ay). Hastaların 5’i (%25) dermatoloji kliniğinde kriyoterapi uygulanması sonrası cerrahiye başvurdu. 12 hasta (%60) doğrudan genel cerrahi polikliniğine makattan kanama, ağrılı dışkılama ve kaşıntı şikayetleri ile başvurmuştu. Hastaların bakılan HIV seroloji testinin sadece 1 hastada (%5) pozitif olduğu ve bu hastanın da tedavi altında olduğu saptandı. Hastaların ortalama takip süresi 10,7 aydı (3-29 ay). Takip süresi boyunca 3 hastada (%15) nüks saptandı.
Sonuç: Cerrahi eksizyon ile kombine edilerek elektrokoterizasyon işlemi, KA tedavisinde yüz güldürücü olabileceği düşünülmektedir. Anal kanalın mutlaka kontrol edilmesi ve mukozal lezyonların da koterize edilmesi temizlenme oranını arttıracağı gibi nüks oranını da düşürecektir.
Aim: Condyloma acuminatum (CA) is a sexually transmitted disease. Genital human papillomavirus causes the disease whcih characterized warts in perianal region and genital organs. Epidemiological studies in western countries reported that 1% of the sexually active population affected with this disease. Topical treatments which are applied by the patient or physician, cryotherapy with liquid nitrogen, electrocautery and surgical excision are some of the treatment modalities. When the treatment modalities are investigated, the most important problem is the high recurrence rates, although the treatment results are similar. Electrocauterization is accepted as the modality with the lowest recurrence rate in the treatment of CA.
Method: Between August 2014-December 2017, patients with CA who were treated in general surgery department of an university hospital in İstanbul.
Results: Ten of the patients (50%) who underwent surgical excision and electrocauterization with CA were female. The mean age of the patients was 32.8 years (19-52 years). Mean complaint duration of the patients were 7.6 months (2-48 months). Five of the patients (25%) were referred to surgery after cryotherapy in the dermatology clinic. Twelve patients (60%) applied directly to the general surgery with complaints of cutaneous bleeding, painful stools and itching. It was found that only one patient’s (5%) human immunodeficiency virus serologic test was positive and also he had been under treatment.
Conclusion: Combination of surgical excision and electrocauterization could be a satisfactory teratment for CA. Carefully examination of the anal canal and electrocauterization of mucosal lesions will reduce the recurrence rate as well as the clerarance rates.

8.
Hemoroid Cerrahisi Sonrası Gelişen Anal Stenoz Tedavisinde Uygulanan İlerletme Flepleri ve Tedavi Sonuçlarımız
Outcomes of Advancement Flaps Used in the Treatment of Anal Stenosis Developing After Hemorrhoid Surgery: One Center Experience
Hakan Yabanoğlu
doi: 10.4274/tjcd.64497  Sayfalar 125 - 128
Amaç: Anal stenoz anodermde skar oluşumuna neden olan tüm patolojiler sonrasında ortaya çıkabilen ancak sıklıkla cerrahi travmalara bağlı olarak görülen bir durumdur. Hasta açısından ciddi sosyal ve medikal sorunlara yol açan ancak önlenebilir bir durum olması nedeni ile özel öneme sahip bir sorundur. Çalışmamızda anal stenoz nedeni ile ilerletme flebleriyle ameliyat ettiğimiz hastaların sonuçlarını sunmayı amaçladık.
Yöntem: Kliniğimizde 2012-2018 yılları arasında hemoroidektomiye bağlı oluşan anal stenoz nedeni ile ameliyat edilen 10 hastanın demografik ve klinik özellikleri geriye dönük (retrospektif) olarak incelendi.
Bulgular: Hastaların 9’u (%90) erkek, 1’i (%10) kadındı. Ortalama yaş 54 (27-81) idi. Toplam 10 hastaya 11 ameliyat uygulandı. Tüm hastaların etiyolojisinde hemoroidektomi vardı. En sık başvuru şikayetleri 5 (%50) hastada dışkılama sırasında ağrı, 5 (%50) hastada ise dışkılamada güçlük idi. İlerletme flebi olarak hastaların 4’üne (%40) V-Y, 3’üne (%30) house, 2’sine (%20) diamond, 1’ine (%10) dufourmentel flebler ile cerrahi tedavi uygulandı. Hastanede kalış süresi 2 (1-3) gün idi. Bir hastada yara yeri enfeksiyonu görüldü ve medikal tedavi uygulandı. Takip süresi 39 (6-72) ay idi. Bir hastada şikayetlerin devam etmesi ve nüks nedeni ile diğer taraftan ikinci kez diamond ilerletme flebi uygulandı. Takiplerinde nüks izlenmedi.
Sonuç: Anal stenozun en iyi tedavisi bu komplikasyonun ortaya çıkışının önlenmesidir. Bu nedenle hemoroidektomi gibi sık uygulanan cerrahi işlemlerde anal stenozu ortaya çıkarabilecek cerrahi girişimlerden kaçınılmalıdır. Orta ve şiddetli anal stenozun tedavisinde uygulanan ilerletme flebleri ile etkin ve iyileştirici sonuçlar alınmaktadır.
Aim: Anal stenosis develops due to anoderm scarring caused by any pathologic condition but usually secondary to surgical trauma. It is a preventable problem with negative social and medical implications for patients. In our study we intend to share our results with the use of advancement flaps in the treatment of anal stenosis.
Method: The demographic and clinical characteristics of 10 patients who underwent surgery for anal stenosis due to hemorrhoidectomy between 2012 and 2018 were retrospectively reviewed.
Results: Nine (90%) of the patients were male and 1 (10%) was female. Mean age of the patients was 54 (27-81) years. A total of 11 procedures were performed on 10 patients. Hemorrhoidectomy was the common etiology for all patients. Most common presenting complaints were painful defecation and difficulty passing stool in 5 patients (50%) each. In this study, 4 (40%) patients had V-Y, 3 (30%) had house, 2 (20%) had diamond, and 1 (10%) had dufourmental advancement flap. Mean length of hospital stay was 2 (1-3) days. One patient developed surgical site infection that was succesfully managed medically. Mean follow-up period was 39 (6-72) months. One patient had a subsequent contralateral diamond flap advancement because of persistent complaints and recurrence. No other recurrence was observed during follow-up.
Conclusion: The best remedy for anal stenosis is prevention. Therefore, during common surgical procedures like hemorrhoidectomy, one must refrain from interventions that will result in anal stenosis. However, advancement flaps used in the treatment of moderate to severe anal stenosis are effective and offer commendable results.

9.
Kolorektal Cerrahide Anastomoz Kaçağı ile İlişkili Faktörlerin Değerlendirilmesi
Evaluation of Factors Associated with Anastomotic Leakage in Colorectal Surgery
Orhan Üreyen, Enver İlhan, Emrah Dadalı, Uğur Gökçelli, Demet Alay, Semra Bağrıaçık Altıntaş, Mehmet Tahsin Tekeli
doi: 10.4274/tjcd.53386  Sayfalar 129 - 135
Amaç: Kolorektal hastalıklarda cerrahi tedaviden sonra en korkulan komplikasyonlarından birisi anastomoz kaçaklarıdır. Ciddi bir sorun haline gelen bu konuyla ilgili olarak çalışmamızda kolorektal hastalıklarda anastomoz uyguladığımız olguları inceleyerek anastomoz kaçağına neden olabilecek ilişkili faktörleri belirlemeyi amaçladık.
Yöntem: Çalışmaya İzmir ilinde bir kamu hastanesinin genel cerrahi kliniğinde Ocak 2012-Aralık 2016 tarihleri arasında kolorektal hastalıklar nedeniyle ameliyat edilen ve anastomoz uygulanan olgular dahil edildi. Araştırmanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Anastomoz uygulanan olguların verileri, anastomoz kaçağı görülen (grup 1) ve anastomoz kaçağı görülmeyen (grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplar; yaş, cinsiyet, barsak hazırlığı yapılıp/yapılmama durumu, anastomoz şekli, anastomoz tekniği vb. faktörler yönünden değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya kolorektal cerrahi geçiren 94 olgu dahil edildi. Grup 1; 10 olgu (%10,5) ve grup 2 ise; 84 (%89,5) olgudan oluştu. Grup 1’deki olguların yaş ortalaması 70,3+12,2, grup 2’deki olguların ise 62,5±12,61 yıl olarak belirlendi. İki grubun da yaş ortalamaları arasında anlamlı fark vardı (p=0,049). Grup 1’deki olguların hastanede kalış süresi anlamlı olarak yüksekti (p<0,0001). Grup 1’de mortalite oranı %40, grup 2’de ise %2 olarak belirlendi ve gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p=0,001). Gruplar arasında cinsiyet, koruyucu ostomi olup olmaması, anastomoz şekli (uç-uca, uç-yan, yan-yana olması), anastomozun elle ya da teknolojik yöntemlerle (lineer-cutter, sirküler stapler) yapılması, anastomoz uçlarının kolo-kolonik, ileo-kolonik yapılması gibi değişkenler karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05).
Sonuç: Çalışmanın sonucu ileri yaş gruplarında anastomoz kaçağı yönünden daha dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir. Araştırmanın verimliliği açısından daha büyük bir grupla çalışılması önerilmektedir.
Aim: One of the most feared complications after surgical treatment of colorectal diseases is anastomotic leaks. Regarding this issue, we aimed to determine factors that may cause anastomotic leaks by analyzing cases of colorectal disease in which we created anastomoses in our center.
Method: The study included patients who underwent surgery including creation of anastomosis due to colorectal disease between January 2012 and December 2016 in the general surgery unit of a public hospital in İzmir. The patients’ data were evaluated retrospectively as two groups: those with anastomotic leakage (group 1) and without anastomotic leakage (group 2). The groups were evaluated in terms of factors such as age, gender, performance of bowel preparation, anastomosis configuration, anastomosis technique, etc.
Results: total of 94 patients were included in the study, 10 (10.5%) in group 1 and 84 (89.5%) in group 2. Mean age of the patients was 70.3+12.2 years in group 1 and 62.5±12.6 years in group 2 (p=0.049). Length of hospital stay was significantly longer in group 1 (p<0.0001). The mortality rate was 40% in group 1 and 2% in group 2 (p=0.001). There was no significant difference when the groups were compared based on gender, presence of protective ostomy, anastomosis configuration (end-to-end, end-to-side, side-to-side), anastomosis technique [manual or mechanical (linear cutter, circular stapler)], or anastomosis type (colocolonic, ileocolonic, etc.) (p>0.05).
Conclusion: The results of this study suggest that more caution regarding anastomotic leak is warranted in elderly patients. Studying larger patient samples is recommended for more productive research.

ÖZGÜN OLGU SUNUMLARI
10.
Apendiks Mukoselinin Eşlik Ettiği Aymand Hernisi
Amyand’s Hernia Accompanied by Appendix Mucocele
Elbrus Zarbaliyev, Payam Hacısalihoğlu, Mehmet Çağlıkülekçi
doi: 10.4274/tjcd.91069  Sayfalar 136 - 139
Apendiks mukoseli nadir görülen ve apendiks lümeninde mukus birikmesi sonucunda gelişen apendiks patolojisidir. Tedavisinde apendektomi ve malignite bulguları ve şüphesi durumunda sağ hemikolektomi yapılmaktadır. Aymand hernisi herni kesesi içerisinde apendiksin bulunduğu nadir görülen inginal hernidir. Eş zamanlı apendektomi ve prostetik meş ile onarım önerilmektedir. Aymand hernisi ile birlikte apendiks mukoseli nadir görüklmektedir. Bu yazımızda inkarsere inguinal herni nedeniyle onarım ameliyatı planlanan ve yapılan tetkiklerinde apendiks mukoseli görülen bir olgumuzu sunduk ve literatür bilgilerini irdeledik.
Appendiceal mucocele is a rare pathology involving distention of the appendix due to mucus accumulation. Treatment consists of appendectomy as well as right hemicolectomy in patients with signs or suspicion of malignancy. Aymand hernia is a rare inguinal hernia in which the appendix is located within the inguinal canal. Simultaneous appendectomy and hernia repair using prostetic mesh is recommended. Aymand hernia is rarely seen together with appendix mucocele. Herein we report a patient scheduled for repair surgery for incarcerated hernia in whom appendiceal mucocele was detected in preoperative examinations, and we discuss the case in light of the literature.

11.
Jejunoileal Divertiküllerin Patofizyolojisi Değişkendir ve Müdahalesi Özel Dikkat Gerektirir
Jejunoileal Diverticulosis has Heterogeneous Pathophysiology and Requires Special Consideration During Treatment
Fuat Barış Bengür, Tahir Koray Yozgatlı, İsmail Ahmet Bilgin, İlknur Erenler Bayraktar, Erman Aytaç
doi: 10.4274/tjcd.76093  Sayfalar 140 - 144
Jejunoileal divertikülozis (JID) az görülen bir durumdur ve bildirilmiş insidansı %0,1’in altındadır. Hastaların klinik tablosu değişken olmakla birlikte, cerrahi müdahale gerektiren komplikasyonların sıklığı %10 olarak bildirilmiştir. JID kesin tedavisi cerrahidir; hastaların hayat kalitesini artırmak ve ileride daha ağır semptomlar ile başvurmalarını önlemek için düşünülmelidir. İlk olgu bilinen JID geçmişi olup, son 1 yılda aralıklı karın ağrısı şikayetleri oluşturan 77 yaşında bir erkek hastadır. Segmental rezeksiyon yapılmadan laparoskopik yolla ameliyat edilmiş olmasına rağmen semptomları tekrarlamış ve robotik ince barsak rezeksiyonu uygulanmıştır. Patoloji sonuçlarına göre gerçek divertikülleri olan JID bildirilmiştir. İkinci olgu hipotansiyone yol açan rektal kanama ile başvuran 72 yaşında bir erkek hastadır. Başlangıçtaki müdahelesinde jejunostomi açılmıştır ve daha sonra JID ile etkilenen bağırsak segmentini çıkarmak için açık cerrahi uygulanmıştır. Bu hastanın patoloji sonuçları pseudo-divertikül ile uyumlu bulunmuştur. JID hastaları pseudo-divertikül ya da gerçek divertikül şeklinde, şiddetli veya hafif semptomlarla ve perforasyon ya da minimal enflamasyon ile başvurabilirler. Bu değişken hastalığı tedavi edecek olan hekimler, hastalığın gelişiminin altında yatan kompleks mekanizmaları ve tedavisi için kullanılabilecek birden çok seçeneğini bilmelidirler. Biz bu birbirinden farklı iki olgu ile, hastalığın kliniğe geliş tabloları ve tedavi yaklaşımları ile ilgili tecrübelerimizi paylaşıyoruz.
Jejunoileal diverticulosis (JID) is a rare condition with a reported incidence lower than 0.1%. The clinical presentation of JID varies widely; the incidence of complications requiring surgical intervention is reported as 10%. Surgery is the definitive treatment for JID and can be considered to improve the patient’s quality of life and to prevent further severe symptoms. The first patient was a 77-year-old male with a history of JID that had caused intermittent abdominal pain for the last year. He underwent laparoscopic surgery without segmental resection, however, symptoms recurred and he underwent definitive robotic small bowel resection. Pathology revealed JID with true diverticula. The second patient was a 72-year-old male who presented with rectal bleeding that caused hypotension. Jejunostomy was required initially and definitive open surgery was performed later to resect the bowel segment affected by JID. Pathology showed pseudodiverticular JID. JID patients may present with a pseudodiverticulum or a true diverticulum, with severe or mild symptoms and with perforation or minimal inflammation. Physicians treating this heterogeneous disease need to know the complex underlying mechanisms as well as the multiple management options. We share our experience with two distinct cases and discuss the presentation and management approaches for JID to give an inclusive picture of the disease.

12.
Büyük Anorektal Malign Melanom ve Tedavisi
Huge Anorectal Malignant Melanoma and Treatment
Hasan Çalış, Nuraydın Özlem, Şerif Melih Karabeyoğlu
doi: 10.4274/tjcd.93271  Sayfalar 145 - 147
Primer anorektal malign melanoma oldukça nadir bir malignitedir. Anorektal malign melanoma nispeten düşük prognoz ile ilişkilidir ve cerrahi tedavi tek tedavi yöntemidir. Bu olguda, büyük anorektal malign melanoma için tedavi seçenekleri sunulmaktadır. Anorektal ağrı ve kanama ile başvuran 83 yaşındaki bir kadın hastanın kolonoskopisinde anüsten rektumun 6 cm’ye kadar uzanan tümör olduğu görüldü. Biyopsi malign melanomu olarak raporlandı. Abdominoperineal rezeksiyon yapıldı. Cerrahi seçenek tedavi için en yaygın kabul gören yaklaşımdır. Büyük tümörlü hastalarda abdominoperineal rezeksiyon ilk seçenek olmalıdır.
Malignant melanoma of the anorectum is a very uncommon malignancy. It is associated with relatively poor prognosis and surgery is the only treatment. In this report, we present the treatment options for huge anorectal malignant melanoma. An 83-year-old female patient presented with anorectal pain and hemorrhage. A tumor extending from the verge of the anus to 6 cm into the rectum was observed on colonoscopy. Biopsy revealed malignant melanoma. Abdominoperineal resection was performed. Surgery is the most widely accepted treatment approach. Abdominoperineal resection should be the first-line treatment who have large tumors.

13.
Yaşlılarda Nadir Görülen Enflamatuvar Bir Çekal Kitle: Çekal Ameboma
Cecal Ameboma: An Uncommon Inflammatory Cecal Mass in Elderly
Ahmet Burak Çiftci, Aziz Bulut, İdris Özdaş, Nezahat Yıldırım
doi: 10.4274/tjcd.29052  Sayfalar 148 - 150
Amebiyazis, bir intestinal protozoan olan Entamoeba histolitika’nın neden olduğu enfeksiyöz bir hastalık olup dünyada en sık görülen parazitozlardan biridir. Ameboma invaziv amebiyazisin nadir görülen bir şeklidir. Amebomaların tanısı genellikle zordur ve kolon kanserleri ile karışabilmektedir. Bu yazıda acil servise şiddetli karın ağrısı ile başvuran ileri yaş bir kadın hasta sunulmaktadır. Bu hastaya inflame çekal kitle ve plastrone apandisit ön tanılarıyla acil sağ hemikolektomi yapılmış olup ameliyat sonrası cerrahi spesimenlerin patolojik incelemesinde E. histolitika trofozitleri görülerek çekal ameboma tanısı konuldu. Yaşlı popülasyonda kolon malignitelerinin inisdansı yüksek olmasına karşın özellikle endemik bölgelerde çekal kitlelerin ayırıcı tanısında amebomalar akılda tutulmalıdır.
Amebiasis is an infectious disease caused by the intestinal protozoan Entamoeba histolytica, and is one of the most common parasitoses worldwide. Ameboma is a rare presentation of invasive amebiasis. Amebomas are generally difficult to diagnose and can mimic colon carcinoma. In this report, we describe an elderly woman who presented to the emergency department with cramping abdominal pain. The patient underwent surgery after an initial diagnosis of inflamed cecal mass and appendicitis. Histological examination of the surgical specimen showed the presence of trophozoites of E. histolytica, leading to a diagnosis of cecal ameboma. Although the elderly population has a higher incidence of colonic malignancy, ameboma should be considered in the differential diagnosis of colonic tumors, especially in endemic areas.

EDITÖRE MEKTUPLAR
14.
Türkiye’de Kolorektal Cerrahi Sonrası Cerrahi Alan Enfeksiyon Oranları
Rates of Surgical Site Infection After Colorectal Surgery in Turkey
Aydın Aktaş, Cüneyt Kayaalp
doi: 10.4274/tjcd.10692  Sayfalar 151 - 152
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

 
Hızlı Arama






 
Copyright © 2018 Kolon ve Rektum Hastalıkları Dergisi LookUs & OnlineMakale