TR
ISSN 2536-4898
E-ISSN 2536-4901
 
 
Volume: 28 Issue: 1 (2018)
 
Turk J Colorectal Dis : 28 (1)
Volume: 28  Issue: 1 - 2018
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I (82 accesses)

2.Introduction

Pages II - XIII (60 accesses)

3.Contents

Page XIII (61 accesses)

4.Editorial

Page XIV (55 accesses)

REVIEW
5.Should Web-Based Education Be Implemented for Colorectal Cancer Patients?
Semra Bağrıaçık Altıntaş, Fatma Vural
doi: 10.4274/tjcd.99815  Pages 1 - 8 (299 accesses)
İnternete erişimin artmasıyla sağlıkla ilgili konulara daha kolay erişilebilmesi, sağlık çalışanları ve hastalar için önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir. İnternet sayesinde daha önce hazır bilgi alıcısı konumunda olan hastalar, yapısal değişimle birlikte araştıran bilgi tüketicilerine dönüşerek, hasta ve sağlık personeli arasındaki ilişkilerde teknoloji yönünde ilerlemenin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bireyler çoğunlukla başta kanser olmak üzere kronik hastalıklarla ilgili bilgileri internet ortamından araştırmaktadırlar. Bütün kanserlerin içinde kolorektal kanser, gün geçtikçe dünyada anlamlı şekilde artmaktadır. Kolorektal kanser hastaları tedavi süreci boyunca fizyolojik, sosyokültürel ve psikolojik sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu durum hastaların sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Kolorektal kanserli hastalara özel olarak hazırlanacak olan eğitimin, hastalara ihtiyaç duydukları zaman ve mekanda bilgi sağlayarak semptom yükünü azaltacağı ve kanserli bireyin bakımında yardımcı olacağı düşünülmektedir. Sağlık yönetiminde hasta eğitiminin büyük bir payı vardır. Broşür, eğitim kitapçığı gibi yazılı materyaller kullanılarak sunulan standart eğitimler, hastaların olumlu sağlık davranışı kazanmalarında yetersiz kalmaktadır. Web tabanlı eğitim (WTE), yazılı materyallere göre sahip olduğu birçok avantaj nedeniyle sağlık eğitimi sunmada etkili bir araç olarak kabul edilmektedir. Bu yeni eğitim modeli, tedavi sürecinde sağlık profesyonelleriyle beraber hareket eden hastaların ortaya çıkmasını mümkün kılmaktadır. Bir araya gelemeyen hastalar WTE sayesinde bilgi ve deneyimlerini birbirleriyle paylaşarak hastaneye tekrarlı yatışları azaltmada etkili olmaktadır. Ülkemizde farklı alanlarda web tabanlı hasta eğitimi uygulamaları bulunmaktayken doğrudan kolorektal kanserli hastalar ve bakımlarına yönelik WTE’ye rastlanmamıştır. Bu nedenle bu derlemenin amacı, kolorektal kanserli bireylerin hastalıklarını ve tedavi süreçlerini yönetebilmeleri için hazırlanacak WTE programının gerekliliği konusunda farkındalık yaratmaktır.
Improved access to health-related information through increased access to the internet can be viewed as an important opportunity for both healthcare professionals and patients. The internet has fundamentally changed the dynamics of the patient/healthcare provider relationship, turning patients from passive receivers of information to actively researching information consumers, and thus paving the way for technological advances. Individuals primarily research chronic diseases, especially cancer. Of all the cancers, colorectal cancer is steadily and significantly increasing worldwide. Colorectal cancer patients are faced with physiological, sociocultural, and psychological problems during the treatment process. This negatively affects the patients’ health. Educational interventions prepared especially for patients with colorectal cancer may help reduce the symptom burden and improve care by providing information when and where patients need it. Patient education has a major role in health management. Standard training using written materials such as brochures and educational booklets are insufficient for patients to acquire positive health behaviors. Web-based education (WBE) is considered an effective tool for presenting health education because of its many advantages over written materials. This new training model makes it possible for patients to act together with health professionals during the treatment process. Through WBE, patients who otherwise would not be able to meet can share their knowledge and experiences with each other, which can reduce repeat hospital admissions. Although there are web-based patient education applications in different areas in Turkey, there are none specifically designed for colorectal cancer patients. Therefore, the aim of this review was to raise awareness of the need for a WBE program to prepare individuals with colorectal cancer to manage their illness and treatment process.

RESEARCH ARTICLES
6.Superficial Surgical Site Infection after Colorectal Surgery: Targeting High-Risk Patients Increases The Efficacy of Prevention Bundles
Ahmet Rencüzoğulları, Joseph A. Trunzo, Jon D. Vogel, Dilara Khoshknabi, Luca Stocchi, Emre Görgün
doi: 10.4274/tjcd.82474  Pages 9 - 17 (164 accesses)
Amaç: Kolorektal cerrahi sonrası cerrahi alan enfeksiyonlarını (CAE) azaltmak için hazırlanan önlem paketlerinin tüm hastalara uygulanması pahalı olup minimal başarıya sahiptir. Bu çalışmada yüksek riskli yüzeyel CAE’leri ile ilişkili faktörler ve koruyucu önlemlerin yüksek riskli hastalardaki etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır.
Yöntem: 2010 Ocak ve 2014 Şubat tarihleri arasında kolorektal eksizyon uygunlanan hastalar önlem demeti öncesi (2010 Ocak-2012 Ağustos) ve demet dönemi (2012 Ağustos-2014 Şubat) olmak üzere identifiye edildi. Yüzeyel CAE riski ile ilişkili faktörler değerlendirildi. Demet öncesi ve demet dönemi periyoduna ait hastalar risk modeli oluşturularak 1/10’luk gruplar şeklinde düşük riskten yüksek riske doğru kategorize edildi. Demet dönemi periyoduna ait hastalara prospektif olarak uygulanan koruyucu önlemlerin etkisi çok değişkenli modelleme ve frekans-eşlemeli analiz ile değerlendirildi.
Bulgular: İleokolik (%19,1), sol taraflı (%46) ve pelvik prosedür (%34,9) yapılan 2535 demet öncesi hasta analiz edildi. Ortalama yüzeyel CAE oranı %10,7 idi. Ayarlanmamış analize göre 4 hasta ilişkili ve 5 prosedür ilişkili faktör yüzeyel CAE ile anlamlı düzeyde ilişkili bulundu. Üzerinde risk modellemesi yapılandırılan demet öncesi ve koruyucu önlemlerin uygulandığı risk değerlendirilmesinde kullanılan demet dönemi periyodu hastaları kıyaslandığında yüzeyel CAE oranlarında anlamlı düşme sağlandı (%10,6’dan %3,2’ye, p<0,001). Frekans-eşlemeli analizinde demet dönemi periyodu hastalarında demet öncesine kıyasla yüzeyel CAE’de anlamlı azalma tespit edildi (%13’ten %4,2’ye, p<0,001). Demet dönemi hastalarına ait her 1/10’luk grupta, predikte edilen ve gözlenen yüzeyel CAE oranlarındaki düşme en belirgin şeklinde yüksek riskli gruplarda mecuttu.
Sonuç: Koruyucu stratejilerin kolorektal cerrahi sonrası yüzeyel CAE için yüksek risk barındıran hastaları hedeflemesi CAE oranında en fazla oranda azalma ile sonuçlanmıştır. CAE’lerin karmaşık natürü düşünüldüğünde işbirliği ile yapılan ve hedeflenmiş tedbirlerin uygulanması, etkili ve potansiyel olarak maliyet etkin stratejilerin sağlanmasında kritik öneme sahiptir.
Aim: Applying prevention bundles to all patients to reduce surgical site infections (SSI) after colorectal surgery is expensive and has minimal success. The aim of this study was to identify factors associated with high-risk of superficial SSI and to assess the impact of prevention measures on high-risk patients.
Method: Between January 2010 and February 2014, patients who underwent colorectal surgical procedures were separated into the pre-bundle period (January 2010-July 2012) and bundle period (August 2012-February 2014). Factors associated with superficial SSI risk were evaluated. Pre-bundle and bundle patients were categorized in deciles from low- to high-risk using a risk model. The impact of prospectively introduced protective measures was assessed in the bundle patients with multivariate modeling and frequency-matched analysis.
Results: There were 2.535 pre-bundle patients who underwent ileocolic (19.1%), left-sided (46%), and pelvic (34.9%) procedures. Overall superficial SSI rate was 10.7%. Four patient-related factors and five procedure-related factors were found to be significantly associated with superficial SSI on unadjusted analysis. Comparison of pre-bundle patients on whom the risk model was built and the bundle patients used in the risk assessment showed significant decrease in superficial SSI rates (10.6% to 3.2%, p<0.001). Frequency matched analysis demonstrated a significant reduction in superficial SSI from pre-bundle to bundle patients (13.1 to 4.2%, p<0.001). Among the risk deciles in bundle patients, the reduction from the average predicted risk to the observed superficial SSI rate was most evident among the high-risk groups.
Conclusion: Preventive strategies specifically aimed at patients with the highest risk for superficial SSI after colorectal surgery resulted in the highest reduction. Considering the variability of SSI rates, collaborative and targeted policies are critical to ensure efficacious and potentially cost-effective strategies.

7.Elastic Seton Placement in Treatment of Complex Anal Fistula: Analysis of 44 Patients
Hüseyin Kazım Bektaşoğlu, Enver Kunduz
doi: 10.4274/tjcd.04834  Pages 18 - 21 (140 accesses)
Amaç: Kompleks anal fistül tedavisinde konsensüs bulunmamaktadır. Çeşitli yöntemler bulunmakla birlikte tedavide sıklıkla seton uygulmaları yer alır. Setonlar sıkı ve gevşek olarak konabilir. Gevşek setonlar genellikle uzun süreli drenaj gereken vakarda tercih edilir. Sıkı setonlar ise ağrılı sıkma seansları ve kontinans üzerine olumsuz etkileri nedeniyle hasta konforunu düşürmektedir. Bu çalışmada, kompleks anal fistül tedavisinde sıkı seton alternatif olarak elastik seton uygulaması sonuçlarımızı paylaşmayı amaçladık.
Yöntem: Ocak 2015-Aralık 2016 tarihleri arasında kliniğimize başvurup kompleks anal fistül nedeniyle opere edilen 48 hastanın verileri geriye dönük olarak incelendi. Demografik veriler, fistül detayları, enflamatuvar barsak hastalığı (İBH) öyküsü, apse varlığı, peroperatif detaylar, postoperatif komplikasyonlar, inkontinans ve rekürrens oranları incelendi.
Bulgular: Çalışmaya elastik seton konan 44 hasta dahil edildi. İç ağız bulunamayan 4 hasta dışlandı. Hastaların 14’ü kadın, 30’u erkek olup ortanca yaş 43,5 yıl (18-83 yıl) olarak belirlendi. On dokuz hastada preoperatif apse vardı. Beş hastada İBH eşlik ediyordu. Ortanca operasyon süresi 22 dakika (11-50 dk), hastanede kalış süresi iki hasta dışında bir gündü. Postoperatif komplikasyon görülmedi. Yirmi beş hasta (%56,8) birinci ayın sonunda tek seansla iyileşti. Beş hastada seton yırtılması nedeniyle olmak üzere 18 hastada ikinci ve üçüncü kez operasyon gerekti. Bir hastada ise 5 kez operasyon gerekti. Üçüncü ay sonunda 40 hastada (%90,9) tam iyileşme gözlendi ve klinik olarak hiç bir hastada inkontinans gözlenmedi. Ortanca takip süresi 11 ay (6-21 ay) olup bu sürede 2 hastada (%4,5) rekürrens gelişti.
Sonuç: Elastik seton uygulaması, ağrılı sıkma seanslarına gereksinim duyulmaması, bununla birlikte tatmin edici klinik başarısının olması nedeniyle kompleks anal fistüllerin tedavisinde sıkı setona alternatif olarak kullanılabilir.
Aim: There is no consensus on the treatment of complex anal fistula. Although there are various methods, the seton placement is commonly used in the treatment. Setons can be placed tight or loose. Loose setons are commonly used when prolonged drainage is required. Tight setons have disadvantages in terms of patient comfort due to painful tightening periods and adverse effects on continence.
Method: The data of 48 patients admitted to our outpatient clinic and operated for complex anal fistula between January 2015 and December 2016 was retrospectively analyzed. Demographic data, fistula characteristics, coexisting inflammatory bowel disease (IBD), abscess formation, perioperative details, postoperative complications, and incontinence and recurrence rates were evaluated.
Results: Forty-four patients who underwent elastic seton placement were enrolled in the study. Four patients for whom the internal opening could not be identified were excluded. The female to male ratio was 14/30 and median age was 43.5 years (18-83 years). There were abscess in 19 patients and coexisting IBD in 5 patients. The median operative time was 22 minutes (11-50 min), and the duration of hospital stay was one day except for 2 patients. None of patients had postoperative complications. Twenty-five patients (56.8%) had recovered at the end of the first month with one-stage operation. Eighteen patients required second or third procedures, 5 of them due to premature tearing of the seton. One patient had 5 operations. Full recovery was seen in 40 patients (90.9%) at the end of 3 months and none of the patients complained of incontinence. The median follow-up period was 11 months (6-21 months) and 2 patients (4.5%) had recurrence during this period.
Conclusion: Elastic setons can be used as an alternative to tight setons with satisfactory clinical success and the advantage of no need for painful tightening periods.

8.Anal Bowen’s Disease: Retrospective Analysis of Five Cases
Ozan Akıncı, Fadime Kutluk, Süphan Ertürk, Serdar Yüceyar
doi: 10.4274/tjcd.28863  Pages 22 - 26 (114 accesses)
Amaç: Anal Bowen hastalığı anüsün nadir görülen in-situ skuamöz hücreli kanseridir. Perianal bölgede kaşıntı, yanma, ağrı gibi semptomlar hastaların ilk başvuru sebepleridir. Hastalığın psöriazis, Paget hastalığı, egzema, seboreik dermatit, liken planus gibi birçok dermatolojik hastalıkla ayrımı yapılmalıdır. Etiyolojide arsenik, radyasyon maruziyeti, human papilloma virüs, immünosüpresyon gibi faktörler tanımlanmıştır. Bu yazımızda kliniğimizde teşhisi konularak tedavi edilen beş anal Bowen olgusunu retrospektif olarak inceledik.
Yöntem: Kliniğimizde 2000-2017 yılları arasında anal Bowen hastalığı tanısı konulan ve tedavi edilen beş olguda yaş, cinsiyet, semptom, lezyon boyutu, cerrahi tedavi tekniği, eşlik eden hastalık ve predispozan faktörler retrospektif olarak incelendi.
Bulgular: Olguların yaş ortalaması 64, üçü kadın ikisi erkek olup en sık görülen semptom anal kaşıntıydı. Olgulardan biri tedaviyi reddetmiş, ikisine eksizyon + primer sütür uygulanmıştır. Bir olguda eksizyon + Limberg flebi diğerinde ise V-Y ilerletme flebi uygulanmıştır.
Sonuç: Anal Bowen hastalığı nadir görülen in-situ skuamöz hücreli karsinomdur. Tanısı lezyondan biyopsi ile konulur. Tedavisinde geniş cerrahi eksizyon kür sağlayıcı ve güvenilir bir yöntem olup rekonstruksiyon için primer tamir veya deri flepleri uygulanabilir.
Aim: Anal Bowen’s disease is a rare in-situ squamous cell carcinoma of the anus. Symptoms such as pruritus, burning, and pain in the perianal region are the first complaints of patients at admission. The disease should be differentiated from many dermatological diseases such as psoriasis, Paget’s disease, eczema, seborrheic dermatitis, and lichen planus. Factors such as human papilloma virus, arsenic, radiation exposure, and immunosuppression have been idefined in the etiology. In this study, we retrospectively reviewed five patients who were diagnosed with and treated for anal Bowen’s disease in our clinic.
Method: We retrospectively analyzed parameters such as age, gender, symptoms, lesion size, surgical treatment technique, comorbidity, and predisposing factors of five patients who were diagnosed with anal Bowen’s disease and treated surgically in our clinic between 2000 and 2017.
Results: The mean age of the cases was 64 years. Three were female and two were male. The most common symptom was anal itching. One of the patients refused treatment, while two underwent excision + primary suture. One patient underwent excision + Limberg flap, while excision + V-Y advancement flap were performed in the other case.
Conclusion: Anal Bowen’s disease is a rare in-situ squamous cell carcinoma that is diagnosed by lesion biopsy. Wide surgical excision is a safe and definitive treatment. Primary repair or skin flaps can be used for reconstruction.

9.Colonoscopy Findings in Patients Who Have Positive Fecal Occult Blood Test for Colorectal Cancer Screening
Burhan Mayir, Cemal Özben Ensari, Abdullah Durhan, Yaşar Çöpelci
doi: 10.4274/tjcd.48403  Pages 27 - 30 (164 accesses)
Amaç: Kolorektal kanser tarama amaçlı yapılan gaytada gizli kan testinde pozitiflik saptanarak kolonoskopi yapılan hastalarda kolonoskopi yapılma oranı, kanser, polip ve diğer kolorektal hastalık oranlarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.
Yöntem: Çalışmaya alınan hastaların kolonoskopi sonuçları prospektif olarak kayıt altına alındı.
Bulgular: Kolonoskopi planlanan ardışık 300 hastanın sadece 127’si (%42,3) kolonoskopiyi kabul etti ve yaptırdı. Hastaların 47’sinde (%37) kolonoskopi normal idi. Kırk (%31,5) hastada benign polip, 24 (%18,9) hastada divertiküler hastalık, 40 (%31,5) hastada hemoroid veya anal fissür izlendi. Polip saptanan ve polipektomi yapılan hastalarda histopatolojik inceleme sonucunda bir (%0,8) hastada hafif şiddette displazi ve bir (%0,8) hastada malign polip saptandı.
Sonuç: Gaytada gizli kan pozitifliği saptanan hastalarda kolonoskopi yaptırma oranı ve malignite saptanma oranı çok düşük bulunmuştur. Hastaların kolonoskopinin gerekliliği konusunda bildirilmesi ve kolonoskopi yaptırılmaya teşvik edilmesi kolorektal tarama programlarının başarıya ulaşmasında faydalı olacaktır.
Aim: To determine the rate of colonoscopies performed in patients referred for colonoscopy due to positive fecal occult blood test in colorectal cancer screening, and the rates of cancer, polyps, and other colorectal diseases detected in those who underwent colonoscopy.
Method: Colonoscopy results of the patients were recorded prospectively.
Results: Of the 300 consecutive patients scheduled for colonoscopy, only 127 (42.3%) underwent the procedure. Normal colonoscopy findings were seen in 47 (37%) of the patients. Forty patients (31.5%) had benign polyps, 24 (18.9%) had diverticulosis, and 40 (31.5%) had hemorrhoids or anal fissures. One patient (0.8%) had mild dysplasia and one patient (0.8%) had malignant polyp in histopathologic examination of polypectomy specimen.
Conclusion: The colonoscopy rate and the rate of detection of malignancy were very low in patients who had positive fecal occult blood test in the present study. Informing patients about the need for colonoscopy and encouraging them to have colonoscopy will be helpful for the success of colorectal screening programs.

CASE REPORTS
10.Laparoscopic Surgery with Benign Features of Retrorectal Mass: A Report of Two Cases
Sadettin Er, Bülent Cavit Yüksel, Deniz Tikici, Barış Doğu Yıldız
doi: 10.4274/tjcd.57625  Pages 31 - 33 (128 accesses)
Tailgut kisti retrorektal/presakral mesafede görülen nadir konjenital hastalıktır. Anatomik pozisyonu ve lezyonun nadir görülmesi genellikle cerrahi yönetim ve tanıda zorluğa neden olur. Laparoskopik yaklaşımı kullanarak retrorektal tailgut kist olgularını sunduk. Her iki hasta uzun süredir ve özellikle otururken olan anal bölgede ağrıdan yakınmaktaydı. Hastalar dış merkezde yapılan tetkiklerde, retrorektal bölgede saptanan kitle nedeni ile merkezimize yönlendirilmiş. Manyetik rezonans görüntüleme tetkiklerinde, her iki hastada benign özellikte retrorektal bölgede kitle mevcuttu. Bu nedenle hastalara laparoskopik yaklaşımı tercih ettik. Burada her iki hastada otururken olan anal bölgedeki ağrı, literatürden farklı olarak klinik prezentasyon göstermekteydi.
The tailgut cyst is a rare congenital disease of presacral/retrorectal space. The rarity of the lesion and its anatomical position usually lead to difficulty in diagnosis and surgical management. We present cases of retrorectal tailgut cyst managed using a laparoscopic approach. Both patients had long-term complaints of pain in the anal area, especially when sitting. The patients were referred to our center for masses detected in the retrorectal region in the exams conducted in the external center. Magnetic resonance imaging examinations revealed a benign mass in the retrorectal area in both patients. We therefore preferred a laparoscopic approach. In both of our cases, the pain in the anal area upon sitting was a different clinical presentation than that described in the literature.

11.Caecal Appendiceal Intussusception Caused by Endometriosis: A Case Presentation of Laparoscopic Management
Gökhan Pösteki, Alican Güreşin, Sertaç Ata Güler, Ersin Kılıç, Turgay Şimşek, Nihat Zafer Utkan
doi: 10.4274/tjcd.22913  Pages 34 - 36 (115 accesses)
Apandiksin intussusepsiyonu, apandiksin kısmi invajinasyonundan kolonun tamamının tutulumuna kadar değişen son derece nadir bir durum olup, intraluminal yabancı cisimlere, lenfoid hiperplaziye, poliplere, neoplazilere ve endometriozis gibi kitlesel oluşumlara bağlı gelişebilir. Endometriozis, apandiks intussusepsiyonunun son derece nadir bir sebebidir. Genellikle akut apandisit semptomlarıyla hastalar başvururlar. Olgumuzda da akut apandisit ön tanısıyla cerrahi planlanan hastaya, laparoskopik eksplorasyonda tespit edilen apandiks invajinasyonunun, yine laparoskopik olarak cerrahi tedavisi sunulmuştur.
Appendiceal intussusception is an extremely rare condition ranging from partial invagination of the appendix to involvement of the entire colon. It may be due to intraluminal foreign bodies, lymphoid hyperplasia, polyps, neoplasia, or endometriosis. Endometriosis is an extremely rare cause of appendiceal intussusception. Patients usually present with symptoms of acute appendicitis. In the case presented here, appendiceal invagination was detected in laparoscopic exploration during surgery for suspected acute appendicitis and was treated laparoscopically.

12.How Can We Diagnose Pre-malignant Solitary Cecal Ulcer?
Bahar Büşra Özkan, Kadri Güleşçi, Nazan Aksoy, Yüksel Altınel
doi: 10.4274/tjcd.96658  Pages 37 - 39 (94 accesses)
Yetmiş beş yaşında kadın hasta, bir aydır olan ve giderek artan sağ alt kadran ağrısı ve kabızlık şikayetiyle acil servisimize başvurdu. Fizik muayenede sağ alt kadranda hassasiyet tespit edildi. Batın bilgisayarlı tomografi görüntülemesi ise sağ kolonda öncelikle kolon kanseri ile uyumlu duvar kalınlaşması olduğunu ve mezenterik yağ dokusu içinde birkaç adet lenf nodu olduğunu saptadı. Hem klinik hem de radyolojik bulgularda kolon kanseri şüphesi olması nedeniyle hastaya kolonoskopi yapıldı. Çekumda parsiyel tıkanıklığa yol açan geniş tabanlı ülser saptandı. Alınan biyopsinin sonucu atipik epitel fragmanlarıyla beraber ülser ve ülser zemininde enflamatuvar debris olarak değerlendirildi. Hastaya sağ hemikolektomi yapıldı. Patoloji değerlendirmesinde submukozaya sınırlı ülser, enflamatuvar lenf nodları ve mukoza epitelinde hafif displazi tespit edildi. Postoperatif dönemde takiplerinde sorun izlenmedi.
A 75-year-old woman presented with a 1-month history of right lower quadrant pain and constipation. Physical examination revealed tenderness to palpation. The patient had no history of inflammatory bowel disease. The colonoscopy displayed marked partial obstruction of the cecum with a large ulcerated area and surrounding friable epithelium in the medial cecal region. Microscopic evaluation of the biopsy specimens revealed an acute ulcer with granulation tissue and overlying fibrinopurulent debris. There was no evidence of granulomatous inflammation or crypt abscesses suggesting inflammatory bowel diseases, except the atypical epithelial cells. Additionally, abdominopelvic tomography showed a suspicious cecal tumor underlying a thickened bowel wall and mesocolic lymph adenopathy. Subsequently, we performed right hemicolectomy due to clinical obstruction. No complications were observed during postoperative follow-up. The pathology result confirmed cecal ulcer with low-grade dysplasia.

13.Giant Epidermal Cyst Unusually Located in Perianal Region
Hüseyin Taş, Şahin Kaymak, Rahman Şenocak, Emin Lapsekili
doi: 10.4274/tjcd.46362  Pages 40 - 43 (111 accesses)
Epidermal kistler, yaygın benign deri lezyonları olan epitel inklüzyon kistlerinin bir alt grubudur. Genellikle yüz, boyun veya gövdede bulunurlar, ancak vücudun herhangi bir yerinde yerleşebilirler ve perianal bölgede nadiren görülürler. Zamanla büyüme eğiliminde olan bu lezyonlar nadiren enfekte olurlar. Total eksizyon tercih edilen tedavi yöntemidir. Kesin tanı sadece histopatolojik inceleme ile konulur. Perianal kistin ayırıcı tanısında hemoroid, tailgut kistleri, anal kanal kistleri, retrorektal/presakral kistler, teratomlar ve dermoid kistler düşünülmelidir. Burada, hemoroid teşhisi konarak medikal tedavi altına alınmış ve şikayetlerin geçmemesi üzerine cerrahi eksizyon ile tedavi edilmiş nadir karşılaşılan ve büyük boyutlara ulaşmış perianal yerleşimli epidermal kist olgusu sunulmaktadır.
Epidermal cysts are a subset of epithelial inclusion cysts, which are common benign skin lesions. In general, they are usually located on the face, neck, or trunk. However, they may form on any part of the body and occasionally occur in the perianal area. These lesions tend to grow over time and in rare cases can become infected. Total excision is the preferred method of treatment. Definitive diagnosis is made only by histopathological examination. The differential diagnosis of perianal cyst should include hemorrhoids, tailgut cysts, anal canal cysts, retrorectal/presacral cysts, teratomas, and dermoid cysts. Here, we present a rare case of very large perianal epidermal cyst in a male patient who received medical treatment for a diagnosis of hemorrhoids and underwent surgical excision when his symptoms did not improve.

LETTERS TO THE EDITOR
14.There is a Direct Relationship Between the Circumferential Resection Margin Positivity and Locoregional Recurrence Due to the Perirectal Remained Tumor Cells After the Rectal Resection, Especially in the Lower Rectal Cancer Surgery
Ali Naki Yücesoy
doi: 10.4274/tjcd.89410  Pages 44 - 45 (125 accesses)

15.Ischemic Colitis Mimicking Colorectal Carcinoma
Ali Naki Yücesoy
doi: 10.4274/tjcd.57689  Pages 46 - 47 (98 accesses)

 
Quick Search






 
Copyright © 2018 Turkish Journal of Colorectal Disease LookUs & OnlineMakale